11 Cemâziyelevvel 1448 23 Ekim 2026
İmam Mâtürîdî İlim Kültür ve Dayanışma Derneği

Âhirete İman

ÂHİRETE ÎMAN Kıyâmetin kopmasından sonra başlayacak döneme âhiret günü denir. Ahirete îman; her şey gibi dünyanın ömrünün de biteceğine, sonra hayatın bir başka...

Âhirete İman Hakkında

ÂHİRETE ÎMAN

Kıyâmetin kopmasından sonra başlayacak döneme âhiret günü denir.

Ahirete îman; her şey gibi dünyanın ömrünün de biteceğine, sonra hayatın bir başka şekle gireceğine, insanların tekrar diriltilip kabirlerinden kalkacağına, dünyada yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerine, amel defterlerinin ellerine verileceğine, Sırat köprüsünden geçileceğine, iyilerin cennete, kötülerin cehenneme gireceğine yani öldükten sonra yaşanacak olan hayata inanmak demektir.

Allâh-u Teâlâ her şeyi belli bir ecel ile yarattığı gibi akıl sahi-bi olan insanı da belli bir ecel ile yaratmıştır. Yani yaşayacağı müddeti sınırlı kılmıştır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli fark; sınırlı olan bu hayatının sonunda tekrar diriltilerek yaptığı amellerin karşılı-ğını gördükten sonra dâimî bir hayat ile yaşam sürecek olmasıdır.

Ahiret günü haktır. Buna îman edilmesinin gerekli oluşu Kur'ân-ı Kerîm, sahih hadisler ve ümmetin icmâ'ıyla sabit olmuştur. İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhů) Hazretleri'nin beyanı vechile; âhirete îman Allâh-u Teâlâ'ya inanmak kadar zaruridir. Kişinin bu hususta en ufak bir tereddüdü, İslâm dâiresinden çıkmasına sebep olur.

Ateistler hâriç insanların çoğu, kişinin ölümünün ardından yaptık-ları sebebiyle kendisine hesap soracak bir güç sahibinin var olduğunu kabul etmişlerdir. Ayrıca adâletin sağlanması için, bu dünyada hakkını alamamış mağdur ve mazlumların haklarını alabilmeleri için âhirete îman etmek zorunlu bir hal almıştır.

Allâh-u Teâlâ âhiret günü ve hemen evvelinde gerçekleşecek kıyâmetin kopma hadisesini anlatmak üzere inzâl buyurduğu Zilzal Sûresi'nde şöyle buyurmuştur:

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا وَقَالَ الْإِنْسَانُ مَا لَهَا يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

"Ne zaman ki (Sûr'a üfürülür de) o yer kendi(si için takdir edi-len ve büyüklüğüne yaraşan o müthiş) zelzelesiyle iyice sarsıntıya tutulur; böylece o yer (içinde bulunan ölüler ve defineler gibi tüm) ağırlıklarını (dışarı fırlatıp ortaya) çıkarır.

Bir de insan (dehşete kapılarak): 'Buna ne oluyor?' der. İşte o gün o, (dile gelir de, üzerinde işlenmiş olan hayır ve şerrin) haberle-rini (halka) anlatır (ve günahkârlardan şikâyette bulunup aleyhlerine şahitlik yapar, itaatkârlara ise şükranını sunar ve onların lehlerinde şahitlikte bulunur).

Çünkü gerçekten senin Rabbin ona (konuşmasını) vahyetmiş (ve üzerinde yapılanları haber vermesini ona emretmiş)tir.

İşte o gün insanlar, amelleri(nin karşılığı) kendilerine gösteril-sin diye (suratları beyaz ve siyah, güvenli ve korkak) muhtelif fırkalar halinde (kabirlerinden hesap sahasına doğru) çıkacaktır.

Artık her kim (dünyada) hayır olarak zerre ağırlığınca bir şey yapmışsa, onu(n sevabını âhirette) görecektir. Her kim de (dünyada) şer bakımından zerre ağırlığınca bir şey yapmışsa, onu(n cezasını âhirette) görecektir." (Zilzal Sûresi: 1-8)